Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image
Scroll to top

Top

Yorum Yok

Bir Çeşit Seçmece Karpuz Olarak Sunulan “Cumhurbaşkanlığı Sistemi”

Bir Çeşit Seçmece Karpuz Olarak Sunulan “Cumhurbaşkanlığı Sistemi”

| On 13, Ara 2016

Rejim tartışmalarını sulandırmanın önemli bir aşaması da geçtiğimiz haftalarda kat edildi. “Bu sistemin adına başkanlık demeyelim ‘cumhurbaşkanlığı’ diyelim” denerek Türkiye’nin en kritik siyasi sorunu eşsiz bir dokunuşla çözülmüş oldu.

Meselenin özünün değişmediğini fark etmemek için oldukça saf olmak gerek. Bu noktada siyaset biliminde başkanlık sistemini parlamenter sistemden ayıran temel hususun halen yerinde, sapasağlam durduğunu belirtelim.

Parlamenter sistemi başkanlık sisteminden ayıran temel nokta sistemin bireysel ve kolektif sorumluluğu beraberinde getirmesi.

Kolektif sorumluluk kapsamında Bakanlar Kurulu hükümetin genel siyasetinden sorumluyken, bireysel sorumluluk kapsamında bakanlar tek tek parlamentoya karşı sorumludurlar.

Başkanlık sistemindeyse bakanlar “milli irade”ye hesap vermek zorunda değildir. Meclise karşı bir sorumluluk taşımazlar. Onlar başkanın atadığı insanlardır, vekillik sıfatını taşıma zorunlulukları yoktur, yalnızca başkana karşı sorumludurlar.

Terimsel kargaşayı bir yana koyarsak bu çok temel ayrımı yok etmek istemelerinin bir sebebi var.

Mesela geçtiğimiz günkü saldırıyı ele alalım. “Normal” bir parlamento 400 kilogramlık patlayıcının İstanbul’un göbeğine nasıl ulaşabildiğini sorgulayacaktır. Şehirlere mühimmat depolayan bir terör örgütünün var olduğu gerçekliğini İçişleri Bakanının suratına çarpacaktır. Terörle mücadelede geçtiğimiz yıllarda izlenen yöntemlerin terör örgütlerinin şehirlere böylesine etkin sızmasında önemli bir gerekçe olduğunu söyleyerek sorumluları istifaya davet edecektir. Bu süreçte son 3-4 yılda deneyimlediğimiz trajik terör saldırılarını da ardı ardına sayacaktır.

“Normal” parlamentolarda soruşturma komisyonları oluşturulur. Kimi yerlerde televizyonlarda canlı yayında bakanların savunması alınır.

Bakanın hatalı olduğu kanaatine varılırsa kendisi parlamento tarafından görevden alınabilir veyahut istifaya davet edilebilir.

Yine “normal” parlamentolarda işini düzgün yapamayanlar başını öne eğer ve istifa eder. Duruma göre haklarında adli işlem başlatılır.

Rejimin bu temel niteliği yok edilmek isteniyor. De facto olarak hali hazırda zaten yok edildi ancak yasal bağlayıcılığı da oturtmaları şart gibi duruyor. Yoksa işin aslı şu ki, güç elden gitti mi yargılamaların kapısı da ardına kadar açılabilir.
İşin kötü tarafı siyasi sorumluluk kavramının kendisinin de facto olarak yok edilmesinin hem meclis hem de halk tarafından belirli ölçeklerde kanıksanmış olması. Sanırım çıkıp yeniden anımsatmak ve çok geç olmadan rejimin bu niteliğini savunmak gerekiyor.

Siyasilerden pazarda karpuz seçerken gösterdikleri hassasiyeti bu konuda da göstermelerini beklemek çok mu safça olur? Belki.

Mert Can Yılmaz
can.yilmaz2@boun.edu.tr

Yorum Yapın

Dinamik Gazete | Developed by ideanamic