Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image
Scroll to top

Top

Yorum Yok

“Bu Doğrudan Bir Sansür Mekanizması”

“Bu Doğrudan Bir Sansür Mekanizması”

| On 02, Mar 2014

Medyada ve internette sansürün gündemimizi meşgul ettiği bugünlerde, sanal alemde sağladığı fikir özgürlüğü ile ön planda olan ilk platformlardan birisinin, Ekşi Sözlük’ün kurucusu Sedat Kapanoğlu’na (namı diğer ssg’ye) son gelişmeleri ve Ekşi Sözlük’ün geleceğini sorduk.

 

-5651 sayılı “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkındaki Kanun”a bakışınız nasıl?

5651’den önce interneti ele alan hiçbir kanun yoktu. Bir kanun ve düzenleme olması elbette gerekiyor. Mesela bir mecraya katkıda bulunan kullanıcının yazdıklarının mecrayı bağlamıyor olması internete özel bir düzenleme ve çok önemli. Basın yayın kanununda böyle bir şey yok, illa her yazılandan sorumlu bir müdür oluyor. Bu ayrımı 5651 getirdi.
Aynı şekilde mahkemeye gitmeden önce siteye şikâyet iletme zorunluluğunu da getiren 5651. Öte yandan pek çok olumsuz kısmı da var. Mesela bir ihtisas mahkemesi öngörmediğinden internet konusundaki en bilgisiz hakim ve savcı bile bu davaları üstlenebiliyor. Bu da kişilik haklarını ihlal edebilecek sonuçlara yol açabiliyor. Mesela bir savcı hiç suç işlememiş olsa bile, birini ifadeye çağırabiliyor ve o kişinin kimliğini açık edebiliyor. Aynı şekilde “kategorik suçlar” altında, tamamen muğlak kriterlerle on binlerce sitenin mahkeme kararı olmadan kapatılmasına izin veriyor. Bu uygulamalar hataya da çok müsait olduğundan mağduriyetin boyutları çok ciddi olabiliyor. Örneğin yakın zamanda tek bir web sayfasına uygulanan IP engelleme yüzünden aynı IP’den hizmet veren tüm Google hizmetleri de çalışmaz hale gelmişti. Güvenli Internet denen düzenleme de çocukların hangi siteye girebileceğine ebeveyn yerine devletin karar vermesini öngörüyor ki bu da çok tehlikeli.

Sizce dünyada ve Türkiye’de bir internet düzenlemesine ihtiyaç var mı, yoksa internet tamamen “özgür” mü olmalı?

Düzenleme olmalı ama gerçek hayatta olduğu gibi, internette de hukuki düzenlemelerin temel hak ve özgürlüklerin önüne geçmemesi gerekiyor.

Yeni yasada insanların temel hak ve özgürlüklerini ihlal eden bölümler var mı? Çoğumuzun teknik bilgisi yeterli olmadığı için bu ihlaller nasıl yapılıyor basitçe aktarır mısınız?

Birden fazla var. Öncelikle fikir ifade özgürlüğü ihlal ediliyor zira TİB başkanı hiçbir mahkeme kararı olmadan sizin ürettiğiniz içeriğe erişimi engelleyebiliyor. Ama siz içeriğinizi savunmak istiyorsanız illa ki mahkeme yolundan gitmeniz gerekiyor. Bu doğrudan bir sansür mekanizması. İkinci olarak da yeni getirilen “URL tabanlı erişim engelleme” yöntemi. Bu yöntemin uygulanabilmesinin tek yolu, internet bağlantısının içeriğini inceleyen cihazlar kullanmak. Haliyle tüm internet trafiğinizi bir tane dinleme cihazının içerisinden geçiriyor oluyorsunuz. Bu her türlü istismara açık bir yapı. Eski yasada engelleme sadece zarf üzerindeki adres etiketinden yapılıyordu, şimdi zarfı açıp içindekine de bakacaklar.

-Yurt dışında uzun yıllar boyunca elde ettiğiniz deneyimlere dayanarak, bugün sizce Türkiye internet sansüründe hangi konumda?

Yeni yasayla birlikte çok dalga geçtiğimiz ve “yok artık öyle de olmayız” dediğimiz Çin, İran gibi ülkelerin denetim altyapısına kavuşmuş oluyoruz. internet sansüründe o ülkelere dönüşmemizi engelleyen teknik bir engel kalmıyor. Mesela PRISM adındaki gizli istihbarat skandalıyla sarsılan ABD’de bile bu tarz bir sistem yok.

-Size bir internet yasası çıkarma olanağı verilse nasıl bir yasa çıkarırdınız?

İnternet İhtisas Mahkemeleri. Bu tek başına hali hazırdaki birçok problemi düzeltecektir. Mahkeme dışı kanallardan engellemelerin tümden durdurulması, internet kullanımı eğitiminin temel eğitim müfredatına eklenmesi de başka seçenekler. interneti düzeltmek için sadece internet yasasını değiştirmek yeterli değil.

-Ekşi Sözlük özellikle kullanıcılarına sağladığı ifade özgürlüğü sayesinde popülarite kazandı, yasal gerekliliklerin dışında, Ekşi Sözlük olarak oto-sansür uyguladığınız oluyor mu?

Oluyor. Zira en başta hali hazırdaki 5651 gereği mecraların, içeriği hukuken denetim yükümlülüğü var. Bunun haricinde mecraya tebligat zorunluluğu olmadığından doğrudan mecranın hiç haberi olmadan ceza görme ihtimali de var. Bu yüzden ekibimiz içeriği ve şikayetleri sürekli olarak denetliyor ve sakıncalı gördükleri içerikleri çıkarıyorlar.

-Son zamanlarda siyasilere ait ses kayıtlarının linklerini içeren yazıların silindiği iddiası doğru mu?

Link içeriyor diye bir içerik silinmez. Ancak verilen içerik veya linkin internette de bulunabilirliğine göre net bir yorum yapmak mümkün. Mesela haber mecralarında yayınlanmış ve bu doğrultuda kamuya mal olmuş bir içeriğin silinmesi mevzubahis olamaz.

-Gezi olayları sırasında siyasi ve dini başlıkların bir süre sitenin ana akışında gözükmemesi kimi yazarlarca oto-sansür olarak değerlendirildi, sizin açıklamanız nedir?

Doğrudan gezi dönemiyle alakalı değil ama siteye o dönemlerde kanal uygulaması getirdik. Kanallardaki içeriği ana akışta göstermiyorduk. Siyaset ve spor gibi kanallar olduğundan da bunlarla alakalı içerikler ana akışta görünmüyordu. Fakat esas ilgi çeken içeriğin bunlar olduğunu görünce bunların hepsini tekrar eski haline çevirdik.

-Sağlamaya çalıştığınız özgür ortam çoğu zaman yazarlara ve siteye açılan davalarla başınızı belaya sokuyor (Fatih Altaylı, Adnan Oktar, Şafak Sezer vs.). Bazı yazarlar, sizi sadece kurumsal kimliğe zarar verebilecek davalara karşı savunma yapmakla ve yazarlara karşı açılan davalara destek vermemekle eleştiriyor (avukat desteği vermemek gibi), nasıl değerlendiriyorsunuz? Ekşi yazarlarını korumak için bir çalışma düşünülüyor mu?

Eğer Ekşi Sözlük bir gazete olsa ve ben de yazı işleri müdürü olarak yazarları seçip beğenerek alıyor olsam bu eleştiri makul olurdu. Ama hem Ekşi Sözlük’ün “herkes bu sitede her istediğini yazabilir” deyip üstüne de on binlerce kişiye maddi destek vaat etmesi gerçekçi değil, hem de sitenin tarafsız bir mecra kalması açısından doğru değil. Öte yandan hukuki süreçlerle ilgili Türkiye’de yapılmış en ayrıntılı bilgilendirmeyi de bizim ekibimiz yapıyor. Normalde 2 yıla kadar IP tutmak mümkünken, kullanıcı haklarını gözeterek yasal minimum olan 6 aylık tutuyoruz. Yeni yasa ile bu 1 yıla çıkıyor bu arada. Kullanıcıları hangi bilgileri tuttuğumuz ve olası hukuki süreçler konusunda da imkanlarımız ve haklarımız ölçüsünde bilgilendiriyoruz, şeffaf olmaya gayret ediyoruz. Bunun ötesi artık Ekşi Sözlük’ten ziyade yasal altyapının değişmesiyle olmak zorunda.

-Sadece Ekşi Sözlük’ü değil tüm internet sitelerine sansüre karşı destek verdiğinizi söylüyorsunuz, bu konuda attığınız veya atmayı planladığınız somut adımlar neler?

2006’dan beri bu konuda mücadele veriyoruz. Bunun en büyük payı kamuoyunu bilgilendirme ve bilinçlendirme çalışmaları; bu konuda yazdıklarımız, konuşmalarımız, katıldığımız paneller, röportajlar, programlar… Ortağım Başak’la bu konuda yasa tasarısı önerilerini Adalet Bakanlığı’na iletmişliğimiz de var, yasanın hukuksuzluğu için Başbakan ve Adalet Bakanı’na dava açmışlığımız da. 2011’de dünya tarihinde internet sansürüne karşı yapılmış en büyük yürüyüşün ana organizatörlerinden olduk. 60,000 kişi İstiklal Caddesi’ni baştan sonra doldurdu. Ama bu konu gerek iktidarın gerek muhalefetin gündeminden o kadar uzak ki bunlarla hiçbir şey elde edemiyoruz. Haliyle bu konuda motivasyonumuz da düşük açıkçası.

-Ekşi Sözlük’e karşı yapılan karalama kampanyalarına ve hakaretlere çok sık şahit oluyoruz, hangisi özellikle sizin aklınızda kaldı veya sizi üzdü?

Beni karalama kampanyaları üzmüyor. Sadece bu kadar basit, mantıksız, dayanaksız karalamalara bile kanabilen, kolayca kandırılabilen ve gaza gelip ölümle bile tehdit edebilen insanlarımız olduğunu fark ettiğimde üzülüyorum. Cehaletin yol açtığı vicdansızlıktan daha üzücü bir şey yok.

-Size karşı açılan hakaret davaları, kapatma istemleri ve sansür girişimleri yüzünden sürekli bir avukat ekibiniz olduğu biliniyor; Ekşi Sözlük olarak internet yasasının değişmesinden sonra sözlükteki özgür ortamı korumak için yeni önlemler alacak mısınız ?

Evet, Ekşi Sözlük’ü yurtdışına taşımayı planlıyoruz. Türkiye’de böyle bir mecrayı devam ettirmek baya enayiliğe dönüşüyor artık.

-Ekşi Sözlük’ün hem kurucusu hem de yazarı olmanız, artık çok büyük bir marka olan sözlüğün kurumsal kimliğine zarar veriyor mu? “ssg” ve Ekşi birbirinden farklı şeyler mi?

Zarar verdiğini zannetmiyorum. “ssg” karakteri sadece sözlük yazarları ve sıkı takipçileri çerçevesinde anlamlı. Dışarıdan gelen bir okura bir şey ifade etmez muhtemelen. Öte yandan hala bana mesaj atıp “şifremi unuttum yardımcı olur musun” diyen olabiliyor.

Moderatörler istifa ettiğinden beri sistem denetimi nasıl yapılıyor? Yeni bir moderasyon veya denetim mekanizması kurulacak mı? Nasıl bir yapı öngörüyorsunuz?

İçeriğin hukuki denetimi zaten çok uzun süredir bizim ekibimiz tarafından yapılıyordu. Yazar alımlarını halen “kondüktör” ekibi yapıyor. Başlıkların düzgün yazımlarına da halen eskiden olduğu gibi hacivat ve karagözler bakıyorlar. Bunun dışında formatla ilgili bireysel denetimden ziyade; formatı en çok istismar eden, mecraya zarar verme kastı olan hesapları bizim ekiplerimiz tümden kapatıyor. Yakın zamanda bu tarz denetim ihtiyaçlarını da kaldıracak yenilikler getirmeyi planlıyoruz.

-Son olarak, sizce Türkiye’de Ekşi Sözlük gibi ifade özgürlüğü alanlarının genişlemesi için neler yapılmalı?

Fikir ifade özgürlüğünün çoğunluk tarafından kanıksanan bir değere dönüşmesi lazım. O olmadan gelen her çözüm eğreti, her geliştirme çabası cılız duracak. Eğitim sistemi ve müfredat enkaz halinde. Bunun toparlanması lazım. Eleştirel düşünce, eleştiriye bakış açısının genç yaşta olgunlaştırılması. Bu hamur tutmadan üstüne ne koysan dökülür.

* * *

Sedat Kapanoğlu, Ekşi Sözlük gibi herkesin “her şeyi” söylediği bir mecranın kurucusu olmanın sorumluluğunu taşıyor. Sadece yıllarca yurtdışında Microsoft gibi bilişim devlerinde çalışmış biri olduğu için değil, sansür meselesine günümüzün çoğu “yorumcu/düşünür”ünden daha tarafsız ve içeriden bir göz olarak baktığı için fikirleri çok değerli.

Matbaanın icadından beri coğrafyamızdan eksik olmayan sansürün, bir gün hüzünlü bir hatıra olarak kalması dileğiyle…

Röportaj teklifimizi geri çevirmeyip, içten cevaplar verdiği için Sedat Kapanoğlu‘na ve bu röportajın her kademesinde benden yardımını esirgemeyen arkadaşım Deniz Ertunç‘a teşekkür ederim.

Alper Cem Kefal
cem.kefal@boun.edu.tr

Yorum Yapın

Dinamik Gazete | Developed by ideanamic

avcılar escort nisantasi escort

escort bodrum