Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image
Scroll to top

Top

Yorum Yok

Bu karaktersiz bir yazı: öyleyse çok fazla insan bunu okumuş olmalı.

Bu karaktersiz bir yazı: öyleyse çok fazla insan bunu okumuş olmalı.

| On 19, Kas 2014

MEKANİK ARIZALAR ( Sigaranın külünü düşürmeden…hayal gücü içermez.)          

Sayı 2.

Saat 23.45

Bulut geçti gözyaşları kaldı çimende…

Işık hızı sabittir.

Sanıyorum bundan birkaç sene öncesiydi, Galata kulesinin arkasından şarap evini geçtikten sonra Karaköy’e doğru inen sokakta bir duvar yazısı şöyle diyordu  “Seni ben ellerin olsun diye mi sevdim” duvarda yazılı olan cümle buydu ve söylediği de muhtemelen buna çok yakın bir şeydi.

Yazı bağırıyordu, 20 hz eşiğini çoktan geçmişti bana kalırsa. En azından görselinden bu anlaşılıyordu. Ortalama bir insan türünün ortalama değerlerden biraz daha fazla bir anlayış bozukluğuna sahip olduğu da göz önüne alınırsa metnin anlatımı yeterince cüretkardı da.

Cümleydi, iki boyutluydu. Bir okuru, bir yazanı, bir de kendisi vardı. Yalnızdı. Galata’daydı ve tiner kokuyordu. Sanıyorum ki bir şeyler anlatmaya çalışıyordu, söz ağızdan çıkınca topluma mal olur, tabiatı gereği anlaşılmayı bekler söz, toplumun oluşturduğunu toplumdan saklamak olmaz diye düşünüp nokta parçalarından birleşip diyordu ki “seni ben ellerin olsun diye mi sevdim.”

Noktanın bir ağırlığı vardı, yeteri kadar da kütlesi ve hatırı sayılır da manidar bir ismi. Ayıptır,  boş verin dese de insan bulaşmıştı bir kere cüssesine bakmadan ufacık noktaya, nokta hem üç boyutluydu hem iki. Yalnız değildi bir bakıma. Karaköy’e indim.

..

Karaköy’e indikten sonra, bir liraya nar suyu sıkan dayı.

Belki de bu dünyaya fırlatıldıktan sonra narlarla arasında hiç de aşina olmadığımız bir muhabbet geliştirip neredeyse maliyetine satış yapmanın ekonomiksel açıdan pek tatmin edici açıklamasının olmadığının o da farkındaydı. Dayıydı nihayetinde, derya içre olup deryayı bilmeyen balık gibi dayı da dayı olduğunun pek farkında değildi. Sonuç olarak hiçbir sonuç yoktu işte ve tatmin olacak herhangi bir şey de.

Ölçüm için referans noktası almak gerekir, uzunluk için metre, ki tabi öncelikle ölçülecek şeyin ölçülmeye müsait olması.

 

 

Kadın seviyorum diyordu, ölçüme ihtiyaç duyulmadı. “Seviyorum” anlaşılıyordu, kelime kullanmadı kadın bunu anlatırken. Biliyordu çünkü anlatmak ile anlaşılmak çok farklı şeyler. Anlatırken bir şeyleri kullanmak zorundasınızdır, anlaşılırken ise birilerinin sizi kullanmalarına izin vermelisinizdir. Büyüklüktür anlaşılmak, büyüklük iki taraftan birinde kalır, genelde vücuda olan etkisi tam olarak bilinmemekte “dene de gör” tekniğiyle çalışmaktadır mekanizması.

Duvar yazısı oldu sonra bu cümle birden “Erkeklerin acısı çoktur, kadınların ise gerçek.”

“İyi şeyler birdenbire olur, bu kadar bekletmez insanı” derken oldu tam böyle oldu tam.

Yalnızlıktan öldü dediler, sanmıyorum, yalnız bırakılmak gibi bir lüksü olan insanın ölümü tercih etmesi pek mantıklı değil, ölümü tercih edip yalnız kalmak istemiş olabilir.

Alaka diyordun ya, insan neyi neye bağlayacağını bilmediği için yanlış evrimleşti, yoksa bu kadar bin yılda geldiğimiz noktanın bu olması çok dramatik.

Atın beni denizlere, su.

Su akar, ya kaynağına götürür ya da yeni kaynağına. Su kaynak oluşturmayacaksa su olmak nerdeyse deliliğe eşdeğerdir. Uçamadım. Suya takıldım, yağmurmuş adı. Ele gelir şey değil gibi.

Su rengimi aldı. Tuzum ağzımda, ben mi ağlasam sen mi, kaldık mı şimdi baş başa okuyucu, sen okuyucu, metin, yazan ? ışık hızı bütün bunların sorusu doğrusu.

Kanatların da uçmayı öğrenmesi gerekiyordu, tabiatı bunu gerektiriyordu. Kanatların dili olduğunu söylemedim, kanatların gözünü kastediyorum açmalı gözünü.

Açmak, açar gibi yapmak değildir.

..

Karaköy’den çıktım. Karaköy’den çıkmak diye bir şey olmadığını biliyordum, ama yazı öyle yazıyordu, demek ki yazılan söylediği ile bir değildi. Demek ki kinetik enerjinin bir kısmı ısıya dönüşmüştü. Yeni bir formüle gerek duyuldu.

Gazetelere ilan verildi, öykülerde  oynayacak kahraman aranıyor.

Işık hızı sabitti.

Mesela herhangi bir araç içindeki insan onunla aynı yönde ve aynı hızla giden bir araca baktığında onu duruyormuşçasına görür, duruyor gibi görmez. Duruyor gibi görmek zaten duruyor gibi görmektir.

Görmek gibi görmektir.

Halbuki gözlemci hangi konumda ve hangi hızda olursa olsun ışık hızını sabit görür. Görmeli ki uzay ve zamanın göreceli olmasını açıklayacak tatmin edici bir referans noktası olsun. Nihayetinde gördüğümüz şey ışıktır.

..

“Şimdi ne yapıyorsun, Zorba?” diyorum. “Uyuyorum,” diyor. “İyi uyu öyleyse!” “Şimdi ne yapıyorsun, Zorba?” diyorum. “Bir kadına sarılıyorum,” diyor. “İyi, sarıl öyleyse Zorba, hepsini unut, dünyada başka bir şey yok, yalnız o ve sen. Vira!”

Işık, seni anlamak istiyor, müsaade etmelisin ona ki avucunda değil gözlerinde toplamalısın onu, unutma ki gözlerin sana ait değil. Ayna sadece araç, sadece çok ama çok uzun zamandır alışkın olduğun bir araç, oysa sen en son ne zaman değiştin, en son ne zaman dışladın içini, kaçtın kendine…

Görmediğin bir şeyi sahiplenemezsin dimi,

Sahipsizdir gözlerin, hüküm verilmiş izin alınmıştır.

Saat 23.45

Mekan değişmeli ki sabır doğrulansın,

Zaman düştü metne.

Yer yerinden oynasa da baksak ne varmış yerin yerinde…

 

“Mutluluğun, basit ve açık bir şey olup bir bardak şarap, bir kestane, kendi halinde bir mangalcık ve denizin uğultusundan başka bir şey olmadığına aklım yattı. Yalnız, bütün bunların, mutluluk olduğunu insanın anlayabilmesi için basit ve açık bir kalbe sahip olması gerekiyordu.”

Nikos KAZANCAKİS,  Zorba

 

Yedi gün içinde ruhunu satacak bu metin sayı 3 e.

Mekan değişmeli ki sabır doğrulansın.

Ruhunu sıkı tut dostum, dağılmasın.

 

https://twitter.com/mekanikarizalar

mekanikarizalar@gmail.com

Arıza dediğin sırdır sır, adamı hep tetikte tutar.     

Yorum Yapın

Dinamik Gazete | Developed by ideanamic

avcılar escort nisantasi escort

escort bodrum