Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image
Scroll to top

Top

Yorum Yok

Bu karaktersiz bir yazı: öyleyse çok fazla insan bunu okumuş olmalı.

Bu karaktersiz bir yazı: öyleyse çok fazla insan bunu okumuş olmalı.

| On 02, Ara 2014

MEKANİK ARIZALAR (Sigaranın külünü düşürmeden…hayal gücü içermez.)

Sayı 3.

Gölgeye düşen gölge kadar belirsiz.

Kuleden bildiriyorum, yersiz ve onursuz ne kadar kelime varsa onları da kullanarak diyorum ki geç kaldınız. Siz bu yüzyılın insanları olarak her şeye geç kaldınız. Kutsal kitaplar yazıldı, kutsal insanlar öldü, şairler şiirlerini yaktı, romanlar gömüldü, fikirler sıvılaştırılıp katı hale getirildi ve siz yalnız bırakıldınız çünkü kimilerine göre tanrı bile yaşıyordu ve öldü.

Görelilik adı konulmayan ne varsa daha onlar doğmadan sınırladı yaşam alanlarını.

Kimine göre bence olan ne varsa diğerine göre bence olmayan şeyleri içerebiliyor artık, halbuki hiç kimsenin olmadığı bir ada düşünün. Yalnız iki kişi olsun o adada ve onların gelişim modeline odaklanın. Genellikle aralarındaki ilişki ekonomik açıdan gelişecek ve takasla devam edecektir, oysa bu kapitalist düşünceye temel olur. Kapitalist düşünce ise ekonomik alış verişin sadece bir modelidir…

Hatırlamak çok hızlıdır, bu yüzden ışık hızında ya da yaklaşık hızda giden maddeler için uzay bükülüp kısalır ve tek bir nokta gibi görünür hatta yok olur. Anılarda, insanları ve olayları tek boyutlu aktarır size, niyetlerini, düşüncelerini değil eylemlerini hatırlarsınız sadece.

Eğer ki kişioğlu da tek boyutluysa anıları arasında çelişkiye düşmeyecek ve gölgesini sigortalı bir işe sokarak onun üstünden geçinecektir.

Hayat sadece alışkanlıktan ibaret değildir, şöyle söylersek eğer onlar var ya hani konuşurken sürekli “..evet evet.. kesinlikle.. bence de böyle olmalı..ya zaten öyle..” gibi cümlelerle başlayıp kafa sallayan ama iş eyleme geldiği zaman kendisine dair hiçbir bilgi anısı olmayan insanlar var ya hani alışkanlıktan ibaret olduğunu düşünenler, onlar “alışkanlıktan başka bir şey  bilmedikleri için, sizi de yokluğunuza alışacaklardır.”

New-Yorker-Cartoon

Bana yağmuru anlatma yağdır, yüzüme bak sözü kaldır.

Yaa böyle işte güzel arkadaşım, sen alıştıkça artık normalleştirirsin hayatı ve her şeyi. Düşünsene senin için en normal olan şey doğa değil mi, halbuki doğaya hiç de ait olmadığını ikimizde biliyoruz. Çok çok uzun zamandır en tanıdık kişi doğa olunca sana artık iyi olanı güzel olanı bile  “doğal” olanla niteler oldun.

Senin yaptığın, elini taşın altına soktuğun ne varsa yapay oldu. Tamam da güzel kardeşim, seni bu doğadan ayıran yapaylığın nereden geldi sanıyorsun, yine senden.

“Durumumuz başta ve sonda ayrı ayrıysa, başta ve sonda ayrı olduğumuzdandı.” Unuttun halbuki sen bunu.

Seni sen ayırmadın, ayrılık zaten dahildi sana.

Yalnız olmasına yalnızız, ama tek başına değiliz. En azından bir arada olmak bazen yeterince yakın olamamaktır. Bilirsin elektronlar atomların  çevresinde döner dururlar. Birbirlerine dokunmamak için dönerler, dokunurlarsa bilirler ki,  patlayıp kara delik oluştururlar ve bu kara delik zamanı aşar yolu kıvırır, buna aşk denir.

İnsan dokunarak sever, dokunmanın tabiatında söze gerek duymazsın, dokunduğun her yer senin orda olduğun bir burasıdır. Beden dediğin nasıl oluşuyordu hatırlasana, hücreler, dokuları, onlar organları, elleri, gözleri, iki kişiyi aynı bedene sığdırmanın tek yolunun iki kişinin aynı bedende olduğunu düşünmesi mi sanıyorsun,

Aklını kaybet, ki korkularından da kurtul. Özgür olamayacaksın, sadece ipin uzayacak. Özgür olmadığın her an da anlayacaksın, dışına çıkamadığın bu özgürlük anlayışı palavra, sana yutturulan bir palavra binlerce senedir, işte şimdi özgürsün. Çünkü artık özgürlükle hiçbir alıp veremediğin kalmadı.

Eğer bir şeyin içindeysen ve onun dışına hiç çıkmamışsan, onun dışı olduğunu  veyahut senin bir şeyin içinde olduğunu nasıl düşünebilirsin ?

İç ve dış kavramları yoksa gerçek hayatta senin herhangi bir şeyden örnek alıp bunu sınırlı hayatına uygulayarak hayatını daha da sınırlı hale getirmenin ne demek olduğunu anlıyor musun,

Matematik fiziğin dilidir. Ama unutma ki fizikte olan her şey matematiğe yansıyamayabilir, ya da fizikteki her şey matematiğe.

Gösteremezsin ama söyleyebilirsin. İşte burada saklı. Kelimeler.

İnanç.

Kadri kendinden menkul.

Dene de gör.

Belki de bir yerlerde hata yaptık, söyleyecek sözlerimiz kursağımızda kaldı, bilmiyorum birileri öldü belki de yarım kaldık, yine de devam ettirmeye neden bu kadar hevesliydik ki bu hayatı, hem ne yaşayabiliyorduk ne de hayatta kalabiliyorduk.

Kuleden bildiriyorum, kiviler ucuzladı, metreler kısaldı, insanlar cinsiyetlerine göre ayrıldı, bedenin varlığı yok sayıldı, ruh kaçılacak ama bir tek kişinin sığabileceği büyüklükteki tek mekan oldu.

Bense hala iki defa yıkanıyorum bu nehirde. Söylesene skolastik arkadaşım sen ve ben dışında kaç kişi kaldı nehirde yıkanan ?

Ev. Mekan diyoruz biz barbarlar buna. Duvarları saymazsak ya da duvarların kalınlıklarını.

Söz duvardır aslında. Der ki; sen girme burası benim, en azından kendi dilinden anlayana, enteresan.

Gel biz toplum oluşturalım seninle, bir iletişim aracı üretelim. Ama herkes bilmesin öyle yoksa bizim bir farkımız kalmaz, farkımız kalmazsa fark da oluşturamayız. Çünkü farklı olmak farkı oluşturmaya gücü olana aittir, güçsüz olanın farkı yoktur diğer güçsüzden.

Gel biz yemek yiyelim beraber sen topla ben avlayayım. Sakın ola ki suda falan kendi yansımana bakma. Narsist istemeyiz toplum olarak.

Duvar. Duvar ne demek biliyor musun, sen girme. Yağmurun da dilini çözer duvar bir noktaya kadar, seller yıkar geçer duvarları.

Dünya böyle bir yer işte yağmur yangınları söndürür ama sellere yol açar.

Anlayış. Görme bozukluklarına ve niyeti iyi olanlara ilaç gibidir, ama insanlar niyetleri değil eylemleri hatırlarlar ne yazık ki. Her türlü görmek de geçmişe bakmaksa insan hatırlamaktan başka bir şey yapmaz da diyebiliriz.

Ah be canım kardeşim bu kadar kim korkuttu seni, denize bile girsen ayağın yere değsin istersin. Senin bu korkuların yüzünden boy vermek eylemi gerçek anlamı dışına kullanılamaz oldu.

Denize girme balık yutar.

 

 

Nehirde yıkanmanın dezavantajları:

  1. İki kere yıkanamazsın, aynı suda.
  2. Sen sensen, seni sende bırakacak bir suya dalamazsın.
  3. Nehir tek boyutludur, sicim gibi akar tüm boyutları oluşturur.
  4. Nehire girersen nehrin adına yakışır bir şekilde konuşacaksın balıklarıyla.
  5. Balıklar seni tanımazsa yem olursun.

Şimdilik beklemedeyiz su başlangıçsa devam ediyor olmalı hala başlamaya.

Diyelim ki uyudun, uyandın. İntihar ettin. Yarıda mı uyandın uykundan ?

Yıkanmak en büyük yalanıdır insanın, neyi neyden temizliyorsun.

Özünde bir arayış olsa bu yaptığın, özün kimseye bir faydası yok, özler küçük olur unutma, ancak mikroskopla görülür.

Burada değilim. Kayboldum. İpim koptu. Sen iştesin sabah dokuz akşam altı.

Ben araftayım sen işte. ben arafta oluyorum genelde, sense internet kafelerdeki armutlarda. Kolları iyi biliyorsun, makineleri, arızaları, köşedeki büfenin kaçta açılıp kaçta kapandığını, birayı buzlu içmeyi, kızlar var genelde senin için ne bayan ne de kadın. Kendine bakıp demiyorsun ki ben rakıyı sek içmem, içemem. Ben noktalama işaretlerine uyarım, nolur nolmaz, sonra devlete borçlu çıkarım ben diyorsun sen, noktalama işaretlerine sırf bu yüzden uyuyorsun.

Sen skolastik değil, yüzme bilmeyen bir kaplumbağasın, ya karada yaşayacak ya suda. Senin için suda yaşamanın maliyeti sadece yüzme öğrenmek değil, diğerlerine de yüzme öğretmemek. İhtimallerini denemekten çekinip ihtimalleri artırmaya çalışıyorsun. Ömrün boyunca bunu yapıyorsun, ömür boyu garantisizsin.

Ben seni seviyorum. Toprağa gömmesinler olum bizi. Çabuk terk etmek istemiyoruz sevdiklerimizi.

Neticede yetersizlik orda olamayan insanın burada da olamadığını düşünmesidir.dikkat edersen düşünmek diyorum, düşüncenin ölçüsü mü var ki yetsin,

Dokunmatik telefonları en çok inşaat ustaları alır ve bütün midyeciler de Mardinlidir. Azmin sonudur bu deniz olmayan yerden çıkıp sektör devi olmak.

 

“Bütün suç savaş yıllarında yediğimiz kara ekmeğin. Bizi iyi beslemediler. Sonra da yağlı yemek verdiler. Beynim yağ bağlamış olacak. Büyük ve güzel şeylerin dışarı çıkmasına izin vermiyor. Korkuyoruz. Düşünmekten ve sevmekten korkuyoruz. İnsan olmaktan korkuyoruz. İnsana benzetirsek acımaktan korkuyoruz. İşin içine bir kere acıma girerse, ondan bir daha kurtulamamaktan korkuyoruz. Sen de korkuyor musun Günseli? Ben sadece senin için korkuyorum Selim.”

Tutunamayanlar – Oğuz Atay

Aynaları kalabalıkların mı icat ettiğini sanıyorsun ?

Aynanın gölgesi sensin.

Yedi gün içinde ruhunu satacak bu metin sayı 4 e.

Mekan değişmeli ki sabır doğrulansın.

Ruhunu sıkı tut dostum, dağılmasın.

 

https://twitter.com/mekanikarizalar

mekanikarizalar@gmail.com

Arıza dediğin sırdır sır, adamı hep tetikte tutar.             

Yorum Yapın

Dinamik Gazete | Developed by ideanamic

avcılar escort nisantasi escort

escort bodrum