Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image
Scroll to top

Top

Bir Yorum

GETEM’le Diyalog

GETEM’le Diyalog

| On 16, Oca 2015

Kampüs boyunca kılavuz izler, konuşan asansörler, Robert Kolej’den kalma algı ve kültür. Bunlar Boğaziçi Üniversitesi’nde 34 engelli öğrencinin eğitim görüyor olmasının yeter sebebi midir? Cevabı almak için Engin Yılmaz’a bağlanıyoruz. Engin Bey, 2007’nin Ağustosu’ndan bu yana Görme Engelliler Teknoloji ve Eğitim Merkezi’nin direktörü.  Boğaziçili, kısaltma sevdanı görmezden gelmeyelim, sen burayı Getem adıyla tanıyorsun. Getem’in iki taşıyıcı sütunundan biri, üniversitenin engelliler birimi olması. Öğrenci için akademik destek, kısmi zamanlı asistan; akademik kadro için ise bilgisel danışma hizmeti sağlıyor. Adındaki ‘teknoloji’ yi laf ü güzaf sanmayın. Braille yazıcılar, Piaf cihazı, ekran büyütme sistemiyle kuşatılmış bir laboratuarı mevcut. Hizmetlerin boyutunu açıklamak için Engin Bey’in şu sözü yeter de artar: “Biz burda baston bile yapıyoruz.”

İkinci sütun eşinden daha kalın ve ön planda: Getem’in e-kütüphane işlevi. Radyo tiyatrolarından Toefl hazırlık kitaplarına toplamda 15590 eser Türkiye çapında 4500 üyenin hizmetine amade. Sesli Betimleme Derneği’yle ortaklıkları var; 241 film, MP3 dosyası şeklinde ellerinde. Değinmeden geçilemeyecek bir başka ortak çalışma da Türk Telekom ve Sestek’le olan telefon sistemi. Bu sistem üyelere Getem arşivine ulaşmak için internet sitesine alternatif bir yol tanımış oluyor. Arşivin teknik yapısını incelersek, taranmış metinler ve bilgisayarda sanal seslendirilmiş kitaplar yok değil; fakat ana akım seslendirme insan sesiyle. Böylece devreye gönüllü okuyucular giriyor.

GETEM

Seviyorsan git, oku

Bizi muhattap alıyorsan sayın okuyucu, muhtemelen görebiliyorsun. Ne yazık ki Getem arşivlerinde Dinamik Gazete bulunmamakta. Bu noktada haberin seçmesi gereken yol, üyelik yerine gönüllü okuyuculuktan bahsetmek. Peki okuyuculuğa neden gönül verilir? Engin Bey’in okuyucu motivasyonları üzerine yaptığı bir araştırma var: “Motifler çeşit çeşit. Mesela dini sebepler, acıma duygusu, yardım, sevap. Boş zamanı olanlar için meşguliyet. En verimli yaklaşımsa ‘ben zaten bir şeyler okuyorum, neden başkalarıyla da paylaşmayayım’.”

Bunlardan biri aklınıza yattıysa veya halihazırda bir bahaneniz varsa ‘nasıl gönüllü okuyucu olunur’a geçiyoruz. Soru iki farklı yoldan çözülebilir. Getem, Kpark ikinci katta yer alıyor, pazar hariç her gün açık iki okuma kabiniyle birlikte. Randevu alıp haftada iki saat okuma yapabilirsiniz. Ama çoğunlukla tercih edilen yol uzaktan okuyuculuk. Anlamı, kaydı kendi bilgisayarında oluşturmak, gerekli şartları sağlayan kurulumu yaptıktan sonra. www.getem.boun.edu.tr adresinde gerekli dokümanlar hazır. Geriye ufak bir test kalıyor. Beş dakikalık deneme kaydı göndererek okumanın akıcılığı, diksiyon, telaffuz, kayıt kalitesi, ortam gibi kriterlerden geçer not almanız gerekiyor. Geçtiğiniz takdirde artık sistemde kayıtlısınız. Talep edilen kitaplar listesinden seçim yapıp üç aylık sürenizi başlatabiliriz.

Şimdi karşıya geçebilirsiniz

Dünya çoğunluğa göre şekilleniyor, bu şekle uyum sağlama külfeti azınlıkta. Şimdi nüfusun yüzde seksenin kör olduğunu düşünün. Madalyonun aşınmamış yüzünü çevirdik de diyebiliriz. Yeni dünyanın şartlarına adapte olmanız gerekiyor. Baston kullanmanın da incelikleri var. Ve önünüzde yürüyenin farkında olmak, ona çarpmak demek değil. Aceleci olmamak, sabretmek. Uzun süredir kullanmadığınız vasıflardan bahsediyorum, belki de kutusunu hiç açmadınız.

Karanlıkta Diyalog, kutunuza gitmeniz için tasarlandı. Dillere pelesenk ‘empati’ kelimesini mecaz anlam tanımadan gerçekleştirmek için. Kendinizi körlerin yerine koymayın, gelin bir buçuk saat kör olun. Sizden önce yedi milyondan fazla insan, dünyanın yüz otuz farklı noktasında bir buçuk saatliğine kör oldu. İstanbul’da kör olmayı tercih ederseniz eğer, Gayrettepe Metrosu’ndaki sergi alanına erişiminiz yeterli. Giriş için çikolata paketinde altın bilet aramaya gerek yok, gişeden veya www.biletix.com’dan öğrenciyseniz 19, yetişkinseniz 28 liraya hallolur. Yalnız topuklu ayakkabı giymeyin; telefonunuzu, saatinizi girmeden çıkarmayı unutmayın. Makyaja, süse hiç gerek yok, karanlıkta hepimiz yakışıklıyız.

Hukuğa Giriş dersi alanlar bilir, ‘silahların eşitliği’ diye bir ilke vardır. Karanlıkta kuracağınız ilk diyalog işte bu ilkeyi esas alıyor. Sizi göremeyen rehberinizle tanışmak için zifiri karanlığı beklemelisiniz. Havada yakalanan eller, isim değiş tokuşları derken yol başlıyor. “Bastonu sağ elinize alın ve sol elinizle duvarı bulun.” Duvar ikinci rehberiniz. Birincisi kadar maharetli değil, patikadan ayrıldığınızda sizi geri döndüremez. İlk rehberiniz ise sadece sizin değil alana birlikte girdiğiniz bütün ziyaretçilerin çobanlığına muvafıktır. Çobanlar bu hikayenin isimli kahramanları, biri de Yunus Altunkup.

dialogue-in-the-dark

Bir ihtimal daha var, o da görmek mi dersin

Yunus Bey’e 15 yaşında tavuk karası teşhisi konuyor. Şu an 34 yaşında ve yüzde on görüyor. Üniversite sınavına ders kitaplarını kasete okutarak hazırlanıp, Boğaziçi Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık bölümünü kazanıyor. Tabi yedi tepe Boğaziçi, coğrafyası engelli için büyük handikap. Üstüne dersleri Hisar’da çıktı mı, düşüp kalkmalar hayatın bir parçası haline geliyor. Kaşındaki yarıkları fark eden bir öğretmen sayesinde Engelliler Komisyonu’nu öğreniyor. Ama komisyonun sağladığı teknolojik olanakların, lisede klavye ezberletmekten ibaret bilgisayar dersleri yetersizliğinde olacağını düşünüyor. Halbuki yolunun düştüğü, Getem’in temellerinin atıldığı yer.

Fark ettiğiniz gibi Yunus Bey, haberimizin tutkalı; Getem’i Karanlıkta Diyalog’a kavuşturan element. Bir yandan da gören-görmeyen dualizminin merkezinde yer alarak iki tarafa da katkıda bulunma şansına sahip. Sohbetimiz, konvansiyonel engel tanımını kırmasıyla başlıyor. “Şehir bazında düşünelim engeli. Topuklu giyen kadın için bozuk kaldırım taşları engeldir. Ya da yanına bebek arabası alacaksan evden çıkmadan iki kere düşünürsün.” Bu tip komplikasyonlara çözüm getirmek yerine etkilenen bireyleri toplumdan dışlamanın tanıdık geldiğini inkar edemiyoruz. Merceği daraltabiliriz, engelliliğe bir de birey seviyesinden bakalım. Yunus Bey, projenin küratörü Andreas Heinecke’i tanık gösteriyor. “Kör olmak yaşam formlarından biridir ve içinde birçok olanak barındırır.” Tanımın nötralliği, alıştığımız acıma motifinden yoksun oluşu ortada. Diyebiliriz ki, bazen de görmek bir engeldir. Bu engele sahip olmayanlar başka bir ihtimali yaşıyor demektir.   

 Elif Buse Doyuran

busedoyu@gmail.com

 

Yorumlar

Yorum Yapın

Dinamik Gazete | Developed by ideanamic