Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image
Scroll to top

Top

Bir Yorum

Kaan Kural’a Sorduk

Kaan Kural’a Sorduk

| On 07, Eki 2013

2013 Avrupa Basketbol Şampiyonası’ndaki başarısızlığın etkisini henüz üzerimizden atamamışken, Türk basketbolunun en büyük otoritelerinden Kaan Kural ile Robert Kolej ve Boğaziçi yıllarından, Türk basketbolunun geleceğine kadar birçok konuyu konuştuk.

Robert Kolej’de 6 yıl takım kaptanlığı yapmışsınız. O günlerden biraz bahseder misiniz?

Ben yatılıydım. Daha 12 yaşında ailemden kopmak zorunda kaldım. O yaşta bir çocuk için belli alanlarda kendini tanımlayacağı yerleri bulması lazım. Benim için de genelde spordu. Basket takımına girdim. Kötü bir takımdı benim iyi olduğumdan falan değil ve acayip sevdim. Her akşam okul bittikten sonra antrenman olmazsa da kendim oynuyordum. Onun dışında yabancı yayınlar geliyordu o zamanlar (86-87’li yıllarda) internet pek olmadığı için. Sürekli Amerika’dan Amerikan gazeteleri, NBA maçlarının kasetleri geliyordu. Daha çok ilgi duymaya başladık ve çok güzel bir ortaokul-lise hayatından sonra basketbolla yoğrulmuş bir şekilde oradan mezun oldum 92’de.

Üniversite döneminde devam ettiniz mi?

Robert Kolej’in bir tane mezunlar takımı vardı, A takımı, orada oynamaya devam ettim. Aynı zamanda lise 2’den itibaren bizim basketbol takımının koçunun asistanlığını yapmaya başlamıştım. Ortaokul takımını çalıştırdım bir süre. Boğaziçi’nde oynamadım çünkü Boğaziçi takımı gerçekten iyiydi. Benim kapasitemin çok üzerindeydi. Zaten Robert Kolej yakın olduğu için sık sık gidip orada oynuyordum. 96 yılına, üniversite son sınıfa kadar oynamaya devam ettim.

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler okuduktan sonra basketbol yorumculuğuna nasıl yöneldiniz?

Tamamen tesadüf oldu. Mezun olduğum sırada ne yapayım bankaya mı gireyim Ankara’da Dış İşleri’ne mi girsem diye düşünürken bir anda olağanüstü bir tesadüf oldu. Üniversite 3’ten beri okuru olduğum bir dergiye amatör olarak yazılar yazıyordum. Bir gün bir NBA yazarı eksildi o dergide. Bekledim; 1 ay, 2 ay, 3 ay… Telefon ettim “ne oldu NBA yazarına” dedim, onu yazan arkadaş ayrıldı kimseyi bulamadık dediler. Ben de nasıl aklıma estiyse ben size yazayım istiyorsanız dedim. Amatör olarak yazmaya başladım, o yazılar o zaman Yeni Yüzyıl’ın spor müdürü olan Yiğiter Uluğ’un gözüne çarptı. Fast Break basketbol dergisine yazacak biri aranıyormuş ve Yiğiter Abi beni önermiş. “Yazı işleri müdürü olur musun?” dedi. Yazı işleri müdürü ne iş yapar onu bile bilmiyorum, dedim. Ne olacak 2 ay sürünürsün sonra yaparsın, dedi. Tam o sırada Yeni Yüzyıl’da da bir boşluk oldu orada da yazmaya başladım. Daha 22 yaşında, üniversiteden mezun olduktan 3 ay sonra bir derginin yazı müdürü ve bir gazetenin köşe yazarı olmuştum. Aslında bu, medya açısından acıklı bir durum. Benim içinse piyango gibi bir şey.

 

Aileniz nasıl karşıladı bu durumu?

Genelde ilk tepkiler “oğlum o kadar okudun, yazık etme” temelliydi. Annem, “sen gene basketbolunu oynarsın” falan dedi. Çok büyük bir şanstı benimki. Yıllardır medyanın içindeyim, çok yetenekli insanların hiçbir şey yapamadıklarını görüyorum.

Profesyonel basketbolu neden bıraktınız?

Ben iyi bir oyuncu değildim. Hala oynuyorum arkadaşlarımla ama herkes profesyonel olmak zorunda değil. Ben zaten hiçbir zaman profesyonel oyuncu olmadım.

75 kg verdiğinizi söylemiştiniz Twitter’da, bunu nasıl başardınız?

Mide küçültme ameliyatı oldum geçen sene, bir senede 80 kilo verdim: 210 kg’dan 130 kg’a indim. Hala daha kilo veriyorum yavaş yavaş.

 

Milli takımın gelmiş geçmiş en iyi 5 oyuncusu sizce kim?

Hidayet Türkoğlu, Kerem Gönlüm, Kerem Tunçeri, İbrahim Kutluay ve Tamer Oyguç.

 

Milli takım kendi evinde düzenlenen turnuvalar dışında neden bu kadar başarısız? Bu yıl gruptan çıkamamamızın sebebi nedir sizce?

Türkiye gibi duyguların tetikleyici gücünün yüksek olduğu ülkelerde belli bir yapıyı oluşturmak için altına ciddi bir ateş yakmak gerekiyor. Fakat asıl mesele; bir planın, stratejin olacak ve insanlar bunu uygulamak için ellerinden geleni yapacaklar. Buna inanmazlarsa anında bu eforu kaybediliyor. En ufak bir iş kötü gittiği zaman hemen iyi yapılan işler de unutuluyor. En son şampiyona örneği… Biz çok kötü elenmiş olabiliriz. Çok şaşırdım, İtalya ve Yunanistan gibi çok iyi olmayan takımlarla başa çıkamadık ve 90 sayı yedik. 65-55 yenilsek ben o kadar üzülmezdim. 2011’de öyleydi. Feci hücum ettik ama savunma da yaptık. Oyunculara uyuşturucu ilaç verilmediyse eğer, bu tamamen yapılan işe inanmadıklarını gösteriyor. Takımdaki atmosfer çok önemli. Momentum bizim gibi takımlarda 10 kat daha önemli. O yüzden Türkiye’nin yurtdışındaki turnuvalarda başarılı olması hiç kolay değil.

Basketbolda sürekli olarak savunmamızla övünmemize rağmen, turnuvadaki 24 takım arasında Rusya’dan sonra en fazla sayı yiyen takım olmamızı neye bağlıyorsunuz?

Yapmamakla yapamamak arasındaki fark burada. Yapabiliyoruz ama yapmıyoruz. Bizim iyi savunma takımı olduğumuz kesin ama orada bunu yapmadılar. Zaten takımında Ömer Aşık olduktan sonra savunmanın yarısını çözüyorsun. Takımdaki diğer 4 kişiden biri ben bile olsam sorunu çözüyorsun. Ama inanmadılar.

Peki Tanjevic başarısızlığa rağmen takımın başından neden ayrılmıyor sizce?

Murathan Mungan’ın dediği gibi, “Türkiye’de her şey olabilirsiniz, rezil olmazsınız.” Türkiye’de herhangi bir yönetim kurulundan insanın başarısız olduğu için istifa ettiğini gördünüz mü?

Milli takımın başında kimi görmek istersiniz?

Milli takımın ne olduğunu iyi anlamak lazım. Milli takımlar çok kısa sürede bir araya geliyor, çok kısa çalışma süreleri var; belli bir yapı kurmak zor. Milli takıma çağırdığın oyuncuların kendi takımlarındaki yapıları farklı. O yüzden elindeki oyuncuları iyi kullanabilen, çok çabuk çözümler üretebilen türde bir koç gerekli. Ona iyi örnekte Ergin Ataman mesela.

Eskiden birçok basket dergisi vardı, Pivot Slam ve niceleri gibi. Neden şu an sayıları çok azaldı? Basketbola ilgi azaldığı için mi?

Dünya değişiyor, dünyada dergicilik ölüyor. Basketbol takipçisi birçok genç internet kullanıyor, niye dergi okusunlar ki? Dergicilik başka bir mecraya geçsin. Kendi web sitesi olsun, kendi aplikasyonu olsun yeter. İnsanlar 5-7 lira dergiye vereceğine, 1 lira versin gayet rahat okuyabilsin.

Turnuvayla ilgili görüşlerinizi merak ediyorum. En iyi takım, turnuvanın en değerli oyuncusu?

En iyi takım: İspanya
En başarılı takımlar: Litvanya ve Finlandiya
En iyi kadro: Fransa
En değerli oyuncu: Mark Gasol, Tony Parker olağanüstü ama Mark Gasol başka bir şey.

Sizce neden basketbol futbolun yanında 2. planda kalıyor?

Çok normal. Bu bir kültürel evrim, insanların ne sevdiğini kontrol edemezsin. Türkiye’de nasıl futbola aşıklarsa, Hindistan’da krikete, Amerika’da Amerikan futboluna aşıklar..

Avrupa basketbolunun NBA ile ileride yarışabilmesi mümkün mü yoksa Avrupa’da yetişen isimler NBA’e transfer olmaya devam mı edecek?

Ekonominin büyümesiyle alakalı bir durum. Para neredeyse oraya gitme durumu var. Mesela Ömer Aşık Houstan güzel şehir diye kalmıyor orada, iyi para verdikleri için kalıyor. Bir gün gelir Avrupa ekonomisi daha büyük olur Amerika’dan veya kriz falan olursa iş değişir. O zaman Lebron gelir Efes’te de oynar.

Sizce dünyada Amerika’dan sonra en iyi basketbol hangi ülkede oynanıyor?

Açık ara İspanya. İspanya şampiyonuyla Türkiye şampiyonu karşılaşsa kazanabiliriz ama oranın 14.sü ile buranın 14.sü oynarsa farkı o zaman görürüz.

Türkiye’yi bu açıdan nerede görüyorsunuz?

Avrupa’da ekonomik kriz başladıktan sonra Türkiye’de oyuncu kalitesi yükseliyor ama rekabet kalitesi yükselmiyor. Yine de şu an İspanya’nın ardından Rusya ile birlikte en iyi iki ligden biri.

Bir Boğaziçili olarak Boğaziçililere söylemek istediğiniz bir şey var mı? Üniversite ile ilgili en çok neleri özlüyorsunuz?

Kıymetini bilsinler. Biz zamanında bilmedik, bütün gün Orta Kantin’de King oynayıp durduk. Günlerinin tadını çıkararak yaşasınlar. Aman bitsin okul diye bakmasınlar, çünkü okul hemen bitiyor ama o günler bir daha yaşanmıyor. Özellikle derslere girsinler. Ben girmiyordum ama girsinler; çünkü derse girmenin hiçbir zararı olmaz, yararı olur.

 

Onur Çiçek

onur.cicek@buik.net

Yorumlar

  1. Alper Ertürk

    Kaan Kural’ın Robert College mezunu olduğunu bilmiyordum. İngilizcesinden anlamalıydım.

Yorum Yapın

Dinamik Gazete | Developed by ideanamic