Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image
Scroll to top

Top

Yorum Yok

Mültecilerden neden korkarız?

Mültecilerden neden korkarız?

| On 01, Oca 2017

Her ne kadar pek farkında olmasak da bu soru içimizi bir hayli kemiriyor. Geceleri Taksim’de yanına yaklaşmaktan çekindiğimiz evsiz ailelerin varlığı, Hisarüstü’nde buz gibi havada çorapsız bir biçimde Kuzey Kapının dibinde oturan çocukları görüp sessiz sedasız yanlarından geçişimiz, metroların girişinde dilenmek zorunda kalan insanlar…

Korkumuzun ve meseleyi normalleştirmemiz bir sonucu olarak etrafımızdaki bu insanları görmezden gelişimizin önemli bir sebebi var. Onlar bizim tasalarımızın, endişelerimizin, hüzünlerimizin cisimleşmiş halleri.

Zygmunt Bauman Al Jazeera’ya verdiği bir röportajında tam olarak bu meselenin üzerine gidiyor ve neden tüm dünyanın mülteciler karşısında dehşete düştüğünün yanıtını arıyor.

Dün kendi mesleklerini icra eden, yaptıklarıyla gurur duyan, başarılı, toplum içerisinde etkin bir pozisyonda yer alan insanlar, bugün mülteci konumunda. Gitmek zorunda kaldıkları ülkelerde ise karşılaştıkları manzara hiç iç açıcı değil. Avrupa’da yükselen popülist söylem mültecilerin düşmanlaştırılmasında bir araç olarak kullanılıyor. Türkiye’de ise irili ufaklı proto-faşist diyebileceğimiz sesler zaman zaman duyuluyor. Her ne kadar bu hal kitlesel hareketler şeklinde henüz ülkemizde kendini ifade etmemiş olsa da gözmezden gelişimiz ve korkumuz bir hareketin nüvelerini taşıyor.

Bauman, bizlere “precariat” adını veriyor. Endişe ve korkularıyla yaşayan, yaşamdaki pozisyonunu kaybetme kabusuyla her sabah güne başlayan bizler, Bauman’ın bahsettiği bu topluluğu oluşturuyoruz. Ayağımızın altından her an kayabileceğini düşündüğümüz kumlara basıyoruz. Bu kabus senaryomuzu yaşayan insanları apartmanımızın kapısında görmek, onların varlıklarına katlanamamamızla sonuçlanıyor.

Dün bizler gibi mutlu mesut sıcak yuvalarında terör örgütlerinden bir hayli uzakta kendi yaşamlarını sürdüren insanlar, bugün her şeylerini kaybetmiş bir biçimde hemen iki sokak yanımızda yeniden, sıfırdan bir yaşam kurmaya çalışıyor. Bu senaryoyu kafamızda canlandıran bizlerse durum karşısında dehşete düşüp kimi zaman reaktif ve akıl almaz davranışlar sergiliyoruz.

Bauman bizlere, Suriye ve Libya’daki gelişmeler sonrası başlayan mülteci akımının ne ilk olduğunu ne de son olacağını anlatmaya çalışıyor. Bu gerçekliği kabul etmemizin gerekliliğini, birlikte bir çözüm arayışına girişmemizin şart olduğunu vurguluyor.

Peki bunu yapabilir miyiz? Sahip olduklarını kaybeden, sevdiklerini gözlerinin önünde yitiren insanlarla ortak bir kubbede buluşabilir miyiz? Bu umursamazlık ve korku halini ortadan kaldıracak koşulları sağlayıp endişelerinden sıyrılmış bir toplum yaratabilecek miyiz?

Bunlar yanıtlaması oldukça güç sorular gibi duruyor.

Mert Can Yılmaz
can.yilmaz2@boun.edu.tr

*Bauman’ın verdiği röportajda yer alan ilgili kısım: http://www.aljazeera.com/indepth/features/2016/10/world-fears-refugees-161013095315081.html

Yorum Yapın

Dinamik Gazete | Developed by ideanamic