Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image
Scroll to top

Top

Yorum Yok

Tasarrufun Yerlisi

Tasarrufun Yerlisi

| On 11, Ağu 2016

“Yurt içi tasarruflar çok düşük… Ekonomimiz sıcak paraya bağımlı durumda… Sermaye çıkışı yaşanıyor… Direnci artan Türkiye artık daha cazip… Dolar psikolojik sınırı aştı…”

Türkiye 2015’te dünya ortalamasının % 9 altında kalıp Gayrisafi Yurt İçi Hasıla’sının (GSYİH) sadece % 15.7’sini yurt içi yatırıma ayırdı. Gelişmekte olan bir ülke olarak, net artı değer üretmesi uzun vadede refah seviyesini daha çok artırabilecekken, ekonomimiz büyümesini dış kaynaklar ile finanse ediyor. Yine de 15 Temmuz darbe girişiminin hemen ardından, gerek uluslararası imaj çalışmalarıyla Hazine ve ilgili bakanlarımızın önlemleri, gerekse olası bir likidite ihtiyacına karşı Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB) bankacılık sistemini rahatlatan kararları ile ekonomimiz beklenen de hızlı bir toparlanma ortaya koydu. Öte yandan, son bir ayda Türk lirasının dolar karşısında yaklaşık % 4 değer kaybetmesinde yabancı yatırımcıların bir miktar geri çektiği sermayenin tetikleyici olduğu bir gerçek. Piyasalarımızın kur riskine karşı hassasiyeti ve büyümemizin yabancı sermayeye bağımlılığı yadsınamaz. Üstelik, gittikçe artan nüfusumuz ve bununla birlikte genişleyen iç talep, akıllara şu soruyu getiriyor: Ülkemiz büyümesini ne kadar daha yabancı kaynakların desteğiyle devam ettirebilir? Düşük yurt içi tasarruf ve yatırım seviyemiz, uzun vadede büyüme oranlarının sabit kalmasına sebep olabilir…

Şekil 1 - Kaynak: Dünya Bankası

Şekil 1 – Kaynak: WORLD BANK

YURT İÇİ YATIRIM (GSYİH %)

• Türk Lirasının Dolar karşısında özellikle 2008 Finansal Krizinden sonra hızlanarak değer kaybetmesine rağmen, “dış borçlanma” devam ediyor. Bu borçluluk kamudan ziyade özel sektörde yoğunlaşıyor. Özel ve kamu iktisadi teşebbüsleri, öz kaynak yaratmadaki yetersizlik sebebiyle aktif büyümelerini borç alarak finanse ediyorlar. Devamlı artan iç talebi beslemek için artı değer üretmek yerine özellikle yabancı sermayedarlara karşı yükümlülük altına giriliyor. Uluslararası yatırımcılar ise gelişmiş ülkelerdeki düşük faiz oranlarındansa Türkiye gibi getirisi görece yüksek piyasaları tercih ediyorlar. Ne kadar mutualist bir durum gibi gözükse de, yurtdışına borçlanma ister istemez ağırlıklı olarak yurt içi piyasalara yönelik üretim yapan ve Türk lirası gelir elde eden söz konusu kuruluşların hem kur riski üstlenmelerine hem de önemli bir faiz yükü altına girmelerine sebebiyet veriyor.
Merkez Bankası’nın 2016 ilk çeyrek verilerine göre de özel sektör dış borçlanmasının toplam dış borçlanmaya oranı % 71 ve bu hayli yüksek bir seviye. Türkiye’de özel sektör kendini genelde 1 yıldan uzun süreli borçlanma araçlarıyla finanse ediyor. Kısa vadeli kredilerin toplam dış borca oranı yaklaşık % 31. Ancak borcun ödenmesine kalan vadeye göre dış borç stoğuna bakıldığında, kısa süreli dış borçlar 108 milyar dolardan 168 milyar dolar seviyelerine çıkabiliyor. Başka bir deyişle, uzun süreli dış borçların vade sonuna yaklaşıldıkça 1 yıldan kısa sürede kapatılması gereken dış borçlar artıyor. 2014’te kısa süreli dış borçlar TCMB’nin elinde bulundurduğu rezervlerin % 104.3’üne denk geliyordu. 2016 Haziran verisine göre resmi rezerv varlıkları 120 milyar doların üzerinde. Fakat bu rakamdan altın rezervlerini, özel bankaların TCMB bünyesinde tutmakla yükümlü oldukları mevduatları ve TCMB’nin kendi borçlanmalarını çıkartırsak “net rezerv”lere ulaşıyoruz. Bu yeni rakamla da TCMB’nin elinde “kısa süreli borçlar/toplam rezervler” gibi göstergelerin söylediğinden biraz daha az hareket alanı var diyebiliriz.

KISA SÜRELİ DIŞ BORÇLANMA (% TOPLAM REZERV)

Şekil 2-Kaynak: Dünya Bankası

Şekil 2 – Kaynak: WORLD BANK

Aynı zamanda ekonomimiz eskisi kadar olmasa da halen belirli bir seviye “dolarizasyon”u muhafaza ediyor. Kendi para birimi günden güne değer kaybeden vatandaş, özellikle hiperenflasyonlu 90’lar döneminde elinde Türk lirası yerine dolar tutarak alım gücünü biraz olsun koruyabiliyordu. 2002 senesine gelindiğinde kendi bankacılık sektörümüzdeki dolar bazlı krediler toplam kredilerin % 54’üne denk geliyordu.Ancak 2009’da hükümet ekonomik krize önlem olarak kur riskini azaltmak için, dolar bazlı bireysel krediler ile Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler (KOBİ)’e verilen dolar bazlı ticari kredileri yasakladı. Halen, kurumsal şirketler haricinde döviz kredisi çekilmesine izin verilmiyor. Döviz mevduatları da toplam mevduatların % 42’sinden biraz fazla. Döviz birikimlerinin son yıllardaki yukarı yönlü kur hareketlerine etkisi olabileceği gözden çıkarılmamalı.

• Bu noktada 15 Temmuz sonrası yabancı mevduat dağılımına göz atmak gerekiyor. Darbe girişimi sonrasındaki ilk pazartesi 2,5 milyar, üçüncü haftanın sonuna kadar da 10,8 milyar dolar sattık. İlk hafta toplam yabancı para mevduatı % 2,5’luk küçülme yaşadı. Sebebi ister vatandaşın duyarlılığı ister kendi kârını maksimize etme çabası olsun, piyasaya dolar enjekte edildi ve likiditeye katkı sağlandı. Akabinde dolar 3.08’lerden tekrar 2.99’lara indi. Bu da piyasadan çıkmakta olan yabancı yatırımcıları, S&P’nin kredi notu indirimine rağmen yavaşlattı. Yalnız, piyasanın her zaman bu yönde işlemediğini hatırlamak lazım: 2015’te kur 3’ün üzerine çıktığında dolar birikimleri azalmamış, artmıştı. Zaten, döviz arz ve talebinin kuru kah yükseltip kah alçaltarak piyasada serbestçe belirlenmesi ekonomimizin iyi işlediğinin bir göstergesi diyebiliriz.

• Ekonominin uzun vadede önünde bulunan engellere geri dönelim: Düşük yurt içi tasarruf seviyemiz. Uzunca bir süredir Sosyal Güvenlik Sisteminin yanında opsiyonel olarak uygulanan Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) 2017’nin başından itibaren gündemimize çok daha farklı ve etkin bir şekilde girecek. Geçtiğimiz haftalarda yasa tasarısı Meclis’e sunulan bu girişim aslında çeyiz hesap, devlet katkılı bireysel emeklilik fonu gibi öncüllere sahip. Yeni sisteme göre 45 yaşın altındaki çalışanlar için devlet tarafından otomatik olarak bir BES hesabı açılacak ve her ay maaşlarından 100 liralık kesinti yapılıp bu hesaba aktarılacak. Bu birikimler ise bugüne kadar özel sigorta şirketleri tarafından isteğe bağlı şekilde yürütülen emeklilik sisteminde olduğu gibi, fonlar üzerinden değer kazanacak. İki ay sonunda da isteyen olursa sistemden çıkabilecek. Elbette temel hedef uygulamaların cazibesini artırmaktan ziyade, sistemin hacimsel olarak ülke tasarrufunu yukarı yönlü ivmelendirilecek bir büyümeye ulaşmasını sağlamak olmalı.

Hem ülkemizin politika yapıcılarının geliştirmek için adımlar attığı hem de IMF, Dünya Bankası gibi uluslararası kurumların raporlarında sık sık vurguladığı emeklilik sistemindeki bu muhtemel yenilikler ile ulusal tasarruflarımızı bir nebze artırabiliriz. Ülkenin hızlı büyümesini sağlama almak ve yabancı paraya bağımlılığı azaltmak adına yurt içi tasarrufları artırmanın yanında üretimde net artı değer ortaya koymak da uzun vadede Türkiye’nin refahını yükseltebilir.

Selena Tezel
selena.tezel@boun.edu.tr
Kaynak1 Kaynak2 Kaynak3 Kaynak4 Kaynak5 Kaynak6 Kaynak7 Kaynak8 Kaynak9 Kaynak10 Kaynak11 Kaynak12 Kaynak13 Kaynak14 Kaynak15 Kaynak16 Kaynak17 Kaynak18

Yorum Yapın

Dinamik Gazete | Developed by ideanamic

avcılar escort nisantasi escort

escort bodrum