Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image
Scroll to top

Top

3 Yorum

Vedat Akgiray’la Özel Mülakatımız

Vedat Akgiray’la Özel Mülakatımız

| On 01, Tem 2016

Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğü için aday olan isimlerden Prof. Dr. Vedat Akgiray’la son günlerde merak edilen konuları konuştuk. Neden aday oldu, okul duvarlarına asılan afişlerdeki bilgiler gerçek mi, Boğaziçi’nin sorunlarına bakışı ve çözümleri neler, gerçekten de üniversitenin özelleştirilmesinden mi yana, projeleri neler, güvenlik problemi hakkında ne düşünüyor, öğretim üyeleriyle yapılan rektörlük seçimini kaybetmesi durumunda nasıl bir yol izleyecek? Tüm bu soruların cevabını ve daha fazlasını röportajımızda bulabilirsiniz.

Adaylık süresinin sonlarına doğru aday olduğunuzu açıkladınız. Gülay Barbarosoğlu’nun aksine bir site hazırlama ve adaylığınızı açıktan duyurma yoluna gitmediniz. Neden bu şekilde aday olmayı tercih ettiniz?

Sitemiz geç oldu ama hazırlandı: http://www.akgiray.com. Adaylığı duyurma aşamasında Gülay Hoca da ben de seçim komisyonuna bildirdik adaylığımızı. Hocalarımıza adaylığı seçim komisyonu duyurdu.

Son birkaç aydır rektörlüğe adaylık konusunu düşünüyorum. Uykumun kaçtığı geceler de oldu. Ailem de çok fazla istemedi aday olmamı. Sermaye Piyasası Kurulundaki görevimden sonra hem Dünya Bankası’ndan, hem yurtiçi ve yurtdışından birçok prestijli kurumdan üst düzey teklifler aldım. Yine bazı özel üniversitelerden de teklifler aldım. Ancak ben Boğaziçi’ne dönmeyi tercih ettim. Döndüğümden beri rahatım yerindeydi. Kendi programımı kendim yapıyorum. Dersler veriyorum, arkadaşlarım hep siz gençlersiniz. Fakat gördüm ki, Boğaziçi Üniversitesine bir şeyler katmam lazım. Mesela, İşletme Bölümüne bakıyoruz. Hepsi ilk 1000’e 1500’e girmiş süper yetenekli öğrenciler var. İsteyenleri en önemli üniversitelere yüksek lisansa, doktoraya gidiyor. Burada çok önemli bir insan kaynağı havuzu var.

Bunlara rağmen, Boğaziçi Üniversitesi Dünya Liginde hala Premier Lig’de değil. Mezunları, öğrencileri çok potansiyelli ve itibarlı ancak Cambridge, Harvard gibi üniversitelerin ligine giremedik. Bu benim son şansım, 4 sene sonra emekli mi olurum yoksa başka yerlerde mi olurum bilemem. Bununla beraber Türkiye’deki ve Dünya’daki bazı gelişmeleri görerek Boğaziçi’ne sahip çıkma duygum da galip geldi. Birisinin bazı fedakarlıklarda bulunması lazım. Olası bazı istenmeyen gelişmeleri engellemek adına.

Yani karar zor oldu. Adaylık için son gün 15 Haziran’dı, ben de öyle apar topar kararımı bildirdim. 21 Haziran’da burada hocalarımızla bir panel oldu. Orada bir takım üzücü olaylar oldu. Şahsen üzülmedim ancak okul için üzücü olaylar oldu. Yanlış bilgiye, dedikoduya ve hayali senaryolara dayanarak bazı insanlar tavır aldı. Ben 40 küsür yıldır bu camianın içindeyim, tanıyan herkes tanır. Hiçbir zaman siyasi bir kimliğim olmadı, bir partiye üye olmadım. Bir kulübe üye olmadım, bir derneğe dahi üye olmadım. Babamın vasiyeti çünkü, olmam da bundan sonra. Ama Türkiye’de maalesef herkes her şeyin arkasında gizli bir şey aramaya çalışıyor.

Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğüne talip oluşunuzdaki vizyonunuz nedir?

Büyük işler yapmak için hayali büyük tutmak lazım. Mesela ben Sermaye Piyasası Kurulu Başkanıyken, buradaki birkaç hocayla Boğaziçi’nde “Endowment Fund (Bağış Fonu)” kurulamaz mı, mevduata aykırı mı diye araştırdık. Herkes olamaz, YÖK var o var bu var diyor. Olabilir, mevzuata göre bir yol bulunabilir. Hatta gerekirse mevduat değiştirilebilir. Bürokrasiyi iyi tanıyorum, 4 sene üst seviye bürokrasinin içinde bulundum. Bu bir avantaj.

Endowment Fund ile okula güzel kaynaklar bulunabilir. Boğaziçi’nde hala Sanayi-Akademi işbirliğini sağlayamadık. Bireysel başarı çok. Ali Hoca bir şeyler yapıyor, Ahmet Hoca yapıyor ama kendi kendine yapıyor. Kurum olarak bir platform olmadık daha. Savunma Sanayii, Elektronik Sanayii, Komünikasyon Sanayii’de birçok proje var. Ama bize gelmiyor bu tür projeler. Neden gelmiyor onları incelememiz lazım. Onları buraya getirecek, ev sahipliği yapacak yerler lazım. Eğer biz bu kaynaklar ve ilişkileri kurabilirsek, buradaki hoca kalitesi dünyanın hiçbir yerindeki hocalardan geri kalmaz öğrenci profilleriyle birlikte.

Ayrıca, kurumlar eskidikçe yorgunluk geliyor, yenililiğe kapalılık geliyor. Yeni bir bölüm, branş, fakülte bunları açmak yıllardır konuşuluyor ancak ortada bir şey yok. Biz iyiyiz, Türkiye’nin en iyi okuluyuz, değişmeyelim böyle kalalım deniliyor. Executive MBA programları oluştururken de gözlemledim. Öyle bir bürokrasi oluşmuş ki yenilik yapmayalım dedirtiyor insana. Ama bu aşılabilir. İcabında, Ankara’dan daha fazla bütçe, yer, kadro talep edilmeli. Biz de bunları deneyeceğiz, başaracağız.

Vedat Akgiray 2


Adaylığınızın ardından kampüste birçok afişle hakkınızda olumsuz iddialar ortaya atıldı. Bunların içinde 10 yıldır herhangi bir akademik çalışma yapmadığınızı ve üniversitenin hiçbir komisyonunda yer almadığınızı iddia eden afişler var. Bu yazılanlar doğru mu?

Benim yayınlarım ve aldığım citationlar okulun ortalamasının birkaç misli üstündedir. Son 10 yılda çalışma yapmadığım konusuna gelecek olursak, G20 zirvesinde OECD ile birlikte Corporote Governance projesini daha yeni yaptık. Yine son zamanlarda 4 tane makale yayınladım. Bunlar yalan sözler. Açıp CV’me baksınlar iddiayı ortaya atanlar. Kasten yalan söylüyorlar.

Boğaziçi Üniversitesi pek çok değerlendirmede Türkiye’nin en iyi üniversitesi olsa da uluslararası alanda belli bir seviyenin üstüne çıkmakta zorlanıyor. Bu sınırın aşılması için projeleriniz var mı?

En büyük sıkıntı maddi kaynak eksikliği. Bir de devlet okulunun verdiği rahatlık ve memur zihniyeti. Burada bir şey yapsan da yapmasan da aynı maaşı alıyorsun. İnsanları suçlamak da doğru değil tabii. Bireysel iyi başarılarımız var ama rektörlüğün görevi bu tür bireysel başarıları harmanlayarak bir platfrom oluşturmak. Mesela Türkiye’de bir tane “Think Tank” yok. Olamaz mı, olabilir. Think Tank’ın oluşabileceği en muhtemel yer de Boğaziçi. Bunların Boğaziçinde gündeme dahi gelmemesi beni üzüyor.

2010 yılında Boğaziçi Üniversitesinin seviyesini koruması için özelleşmesi gerektiğini, aksi taktirde önce akademisyen sonra da öğrenci kalitesinin düşeceğini söylemiştiniz. Hala aynı görüşte misiniz? Bu görüşünüzün, seçilirseniz rektörlüğünüz üzerinde nasıl bir etkisi olacak?

O söylediğimi iyi okumak lazım, çarpıtılıyor. Hatta protesto bile yapmışlar o dönem. İTU’yü falan kötü örnek olarak gösterdiğim için rektörler bile ayaklandı. Zannettiler ki kastım buranın satılması özel bir firmanın bu firmayı almasıydı. Öyle şey mi olur? Orada kastım, demin dedim ya iş yapanla yapmayan aynı parayı alıyor. İyi iş yapan ödülünü alsın, çalışmayan cezasını çeksin. Yani bir ödül ceza mantığı olması lazım, rekabetçi sistem olmalı. Bu manada özelleştirmeyi kast ediyorum.

IMG_0847

Siz Boğaziçi öğrencilerinin karşılaştığı en büyük problem olarak neyi görüyorsunuz ve bu sorunu çözmek için bir planınız var mı?

Öğrencilerin sorunları bence çok farklı değil. Yurt açığı var ama o hallolur. Hisarüstü’nde rezil bir yapılanma var. Buradan bir kısmını versinler Boğaziçi’ne. Çok mu zor? Gördüğüm kadarıyla öğrenciler huzurlular, özgürler. Ama mesela Kuzey Kampüs’e bakıyorsun, oturup dinlenecek bir alan yok, yeşillik yok. Birtakım lojistik ihtiyaçlar var öğrenciler için. Kulüpler çeşit çeşit. Olsun kulüplerle hiçbir sorunumuz yok. Hatta sordular LGBTI kapatacak mısın diye? Kurallara uyduktan sonra neden kapatayım.

En sonunda bütün sorunlar hem paranın miktarına hem de o parayı iyi kullanmaya çıkıyor. Bütçe devletten geliyor, sen de bir şekilde dağıtıyorsun. Bir görüşe göre yurt kalitesinden önemli şeyler var ama yurt kalitesi de önemli. Hep bir kaynak üretme ihtiyacı var yani.

Kilyos Kampüs’e daha hızlı servisler, iyileştirici şeyler yapılabilir. Tabii orada dersten çıkınca yapacak bir şey yok. Bu bir zorluk. Sports Management programını Kilyos’a götürebiliriz. Türkiye Futbol Ligine Premier League sistemi gelecek. İngiliz danışmanlar Boğaziçi Üniversitesinden bir spor yönetimi okulu kurmasını istedi. Böyle bir projemiz de var.

Özellikle son bir senede belirli medya organlarında üniversitemiz hakkında çok sert haberler yayınlandı. Bunun sebebini ne olarak görüyorsunuz? Bu konuda yapmayı düşündüğünüz bir şeyler var mı?

Meyve veren ağaç taşlanır diye bir atasözü vardır bizde, asıl sebep bu aslında. Boğaziçi’ni kıskanan çok. Tabii ülkemizde çok politize oldu herkes. Canı sıkılan, konuşacak konu arayan konu üretip konuşuyor. Boğaziçi de ilgi çekici bir konu. Bizim de algı yönetiminde büyük eksikliklerimiz var. Rektörlük seçimlerindeki süreç de bana şunu gösterdi ki insanlar bir şeyi algılıyorlar, onun üstüne bağırıp çağırmaya başlıyorlar, yalan yanlış bilgiler üzerine. Sen bunu birine yaparsan, sana da bunu başkaları yapar.

Bir de bilimsel veri üretmeden konuşmadan çok mantıklı değil bir üniversite için. Mesela bir Boğaziçi Index’i veya anketi tarzı bir şey var mı? Halbuki bir iddiada bulunurken altına bilimsel desteğini koyarsan algı problemin olmaz. Üniversite bir şey söylediği zaman, bu herhangi bir kişinin eleştirebileceği bir şey olmamalı. Bu da kurumsal olarak güçlü durmaktan geçiyor.

Geçtiğimiz aylarda bazı akademisyenlerin tutuklanmasıyla üniversitelerde kendilerini siyasi tartışmaların içinde buldular. Şimdiki rektörümüz Gülay Hoca bu konuda aktif bir tutum takındı. Üniversitenin bu kadar içinde olduğu bir tartışmada seçilirseniz sizin duruşunuz nasıl olacak?

Bir amirin görevi tabii ki memurunu korumak kollamak, Gülay Hocanın yaptığı tabii ki doğrudur. Suçluyu korumak değil ama doğru, hakkaniyetli yargılamayı sağlamak. Ama ülkemizde birkaç senedir iç ve dış problemler var. Devlet olarak da birtakım hatalar yapıyoruz. Keşke Boğaziçi bu tarz şeyleri düzeltme konusunda öncü olabilse.

Ülkemizde olduğu gibi üniversitemizde de sık sık güvenlik problemleri gündeme geldi bu yıl. 2 kez bomba düzenekli araç şüphesiyle kampüsün belli bir kısmı kapatıldı ve polisler kampüse alındı. Bundan önce bir yurt saldırısı gerçekleşmişti. Bu sorunlara yönelik getirilen kimlik sorma + x-ray çözümünün üniversitenin özgürlükçü yapısına zarar verdiğini düşünenler var. Sizin bu konudaki fikriniz nedir? Üniversitedeki güvenliğin artırılmasına yönelik yeni projeleriniz var mı?

Maalesef bu sorunun cevabı çok basit. Boğaziçi 100 yıldır açık kapı bir üniversite, kimseye bir şey sorulmazdı. Ama şu an 3 tane deli gidip bombayla 40 kişiyi öldürebiliyor. Bir çılgınlık var dünyada. Paris’te oluyor, Belçika’da oluyor ama en çok da bizde oluyor. Rektör olursam sizlerin güvenliği her şeyden önde gelir. Keşke gerekli olmasa ama güvenlik açısından görünen görünmeyen ne gerekiyorsa yapmak lazım. Kimlik göstermekten rahatsız olan varsa okula girmeyecek. Keşke kimliksiz sokabilsem ama o riski almak mantıklı değil.

Tabii bunu mümkün olduğu kadar günlük hayatı rahatsız etmeden, kısıtlamadan yapmak gerekiyor. Burada biraz akıllı korumayı sağlamalıyız, herkes üstüne düşeni yapmalı. Maalesef ülkenin koşulları bunu gerektiriyor ve tartışacak çok da bir şey yok.

Geçtiğimiz günlerdeki toplantılarda üniversitemizde Business School, School of Economics and Political Sciences and Law School açılması gibi projelerinizden bahsettiniz. Bu sistemin okulumuz için nasıl bir faydası olacağını düşünüyorsunuz?

Geçen gün UBYO’ya uğradım, onlarla da konuştuk. Yeni bir kanun tasarısı var. Uygulamalı Bilimler Yüksek Okulu olan üniversiteler araştırma üniversitesi statüsünden çıkarılacak. Yani UBYO yaşarsa Boğaziçi araştırma üniversitesi olamayacak artık. Bu da ciddi bir bütçe ve prestij kaybı anlamına geliyor. Benim önerdiğim ‘Business School’ bu sorunu çözüyor.

Ama iki üç yıldır bu konu konuşuluyor Boğaziçinde. Bir consensus sağlanmadı. Ya hiç çıkmazsa, ne yapalım Boğaziçi de araştırma üniversitesi olmasın mı diyeceğiz? Bir yere kadar anlatırsın, dinlersin ama bir yerden sonra da rektörlük noktayı koyar ve devam eder.

Hızlı bir şekilde yapılabilir bu proje, o idareyi göstermek lazım. Bu kimseye sormadan bir şey yapmak değil. Bunu masada da konuşup herkesin biraz da olsa razı olacağı bir formülle yürümek lazım. Ben şahsen Business School modeline çok inanıyorum. Türkiye için büyük fark yaratacak bir proje. Dünyada Business School’u olmayan büyük bir üniversite yok.

Peki bu ‘Business School’ neleri değiştirecek?

Fakülte olmanın getirdiği birçok avantaj olacak. Bütçe en başta geliyor bu avantajlar içinde. Her yıl 100’den fazla öğrenci alan bölümlerin 20-25 akademisyen üst seviyeye çıkması mümkün değil. Fakülte olduğunda, fakülte altında birçok şeyi yapma hakkın oluyor, fakültenin altında İşletme olabilir, MIS olabilir, Turizm olabilir. Puanları farklı olsun, ama ortak kaynaklardan yararlansınlar.

Boğaziçi Üniversitesinde kulüpler de çok önemli bir yere sahip. Seçilirseniz kulüplerle ilişkinizi nasıl belirlemeyi düşünüyorsunuz? Kulüp faaliyetlerinin gelişimi konusunda tutumunuz nasıl olacak?

Kulüpler istediği sayıda olsun, istediği faaliyeti yapsın. Sosyalleşmek, arkadaş grubu oluşturmak için kulübe geliyor insanlar. Kulüplerin çeşitliliği çok güzel bir şey okul için. Yeter ki okulla ilgisi olmayan, toplumla ilgisi olmayan işlerden uzak dursunlar. Yani tabii, gençler politikayla uğraşacak ama her şeyi medeni ölçüde yapmak lazım. Kavgasız dövüşsüz, medeni bir şekilde halletmek gerek.

Üstün Ergüder’in rektör olduğu 1992 seçimlerinden beri Boğaziçi Üniversitesinde en çok oyu alan aday rektör oluyor. Diğer adayların seçimden çekilmesi bir gelenek olarak görülmeye başlanmıştı. Siz en yüksek oyu alamazsanız çekilmeyebileceğinizi açıkladınız. Bunun Üniversite içinde tepki yaratabileceğini düşünmüyor musunuz?

Bana göre seçimden ikinci olup çekilmek de bir tepki. Bir sivil direniş. Ben YÖK’ün veya cumhurbaşkanının karar yetkisini kabul etmiyorum demek. İkinci, üçüncü rektör yapılırsa buna tepki de olabilir. Sivil tepkiler olduğu sürece bence bir sorun yok. Şu anki seçim ve atama süreci çok tuhaf ve yanlış. Ya seçim yap, ya da doğrudan ata.
Ama bu bir yasa olduğu sürece, tanımıyorum demek komik olur.

Tabii kimse 1 oyla 2 oyla yüzlerce oyu karşısına alıp zorla rektör olmak istemez. Benim cevabım şu: seçimi bir görelim, bakalım YÖK’ün buna tavrı ne olacak? Bugünden kesin bir tavır koyup niye başkasının yetkisini gasp edeyim? Belki de ben birinci olacağım ama Cumhurbaşkanı ikinciyi atayacak. Bu da bir ihtimal, o zaman ne olacak? Yani ben diyorum ki bir seçim gerçekleşsin, durumu görelim. İnsan her zaman affını isteyebilir.

Peki siz şu anki rektör seçim sistemini doğru buluyor musunuz?

Seçim sistemi yanlış, seçimle rektör belirlenir mi? Dünyanın neresinde var böyle bir şey? Merkezi atama da yanlış. Rektör bulma ve atama süreci vardır. Bir job description yapılır buna uygun bir insan bulunur. Hocaların seçtiği bir rektör bir daha seçilmek için hocalara şirin davranır. Belediye Başkanı mı seçiyoruz?

Evet seçim tamamıyla değersiz değil, kim kimi nasıl görüyor, kimi istiyor onu gösteriyor. Ama genele bakıyorum, bu aday ne yapardan ziyade bu aday neden aday olduyu konuşuyor herkes. Bu da Türkiye’nin genel halinin sembolleştirilmiş küçük bir versiyonu oluyor yani.

O yüzden ben hiçbir şekilde bir tavır koyamıyorum bugün, sonuçlar belli olsun, devletin tavrı belli olsun, ona göre karar veririz. Yoksa ben ne kazanacağım rektör olmaktan? Amacımız üniversite için bir şeyler yapmak. Başka bir yerden de rektörlük teklifi aldım yüksek bir maaşla ama niye yapayım?

Sadece akademisyenlerin oy verdiği bir seçimin tüm üniversitenin görüşünü yansıtmadığını ifade ettiniz daha önce. Buna rağmen rektörün YÖK ve Cumhurbaşkanı tarafından belirlenmesi de üniversitedeki hiçbir organın verdiği bir karar değil. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Sizce tüm öğrenciler, mezunlar ve çalışanlar oy hakkına sahip olmalı mı?

Yansıtmıyor tabii ki, öğrenci yok, çalışan yok, rektör aynı zamanda idari personelin başı değil mi? Öğrencinin de babası değil mi? Sırf seçimle olacaksa bunları da düşünmek lazım. Ama ben seçim sistemine de karşıyım. Dünyaya baksınlar, rektör nasıl bulunuyor, ona göre bir yöntem geliştirsinler.

Dinamik Gazete ekibi olarak Vedat Akgiray’a teşekkür ediyor ve seçimde başarılar diliyoruz.

IMG_0849

Yorumlar

  1. Necdet Suna

    Değerli Hocamız bu makam için fevkalade iyi bir seçim.Hayırlı olsun.
    Bilgisi,tecrübe ve vizyonu tam bir aday…?

  2. tarkutay

    bimekste yaptıgı manüpilasyonlara ödül mü yada dolar artarken ab için şirketde geri yapmadıgı için mi bu ödül 2 binlik sermayeyi alavere ile 20 gösterdiği için mi rektör olacak

  3. kubilay

    Bu dediğiniz adam spk başkanlığı döneminde ky anası ağlattı. Bimeks şirketin sahipleri Giray kardeşler milletin anasından emdiği sütü ağzından getirdi …bu adam rektör olmasın diye Reisse mesaj atacağım. Başarısızlığın devamını dilerim.

Yorum Yapın

Dinamik Gazete | Developed by ideanamic

avcılar escort nisantasi escort

escort bodrum