Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image
Scroll to top

Top

Yorum Yok

Yavuz Selim Karakışla’nın Ardından…

Yavuz Selim Karakışla’nın Ardından…

| On 05, Ara 2016

Selin Akbaş
selin.akbas@boun.edu.tr

Geçtiğimiz hafta üniversitemizin çok değerli bir hocasını, tarihçi Yavuz Selim Karakışla’yı kaybettik. Bu ani ölümün ardından biz de Dinamik Gazete olarak Yavuz Hoca’yı tanıtan, akademik kariyerini ve kişiliğini anlatan bir yazı yazdık. Sevenlerine ve ailesine baş sağlığı diliyoruz.

Yavuz Selim Karakışla, 1961 yılında İzmit’te dünyaya geldi. 1972 yılında Kadıköy Maarif Koleji’ne başladı. Her zaman asi ve siyasi bir öğrenci olan Karakışla, 1979 yılında Kadıköy Maarif Koleji’nden mezun oldu. Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü’nden ise 1987 yılında mezun oldu. 1992 yılında ise Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde “Exile Days of Sultan Abdulhamid II in Salonika (1909-1912) and Confiscation of His Wealth / Sultan Abdulhamid’in Selanik’teki Sürgün Günleri (1909-1912) ve Servetinin Müsâdere Edilmesi” isimli teziyle Sosyal Tarih alanında yüksek lisansını tamamladı. 2003 yılında ise State University of New York / Binghamton, Tarih Bölümü’nden “Women, Work and Work in the Ottoman Empire: Society for the Employment of Ottoman Muslim Women (1916-1923) / Osmanlı İmparatorluğu’nda Savaş Yıllarında Çalışan Kadınlar: Kadınları Çalıştırma Cemiyet-i İslâmyesi (1916-1923)” isimli teziyle doktora derecesini aldı. Bu tezle Osmanlı Bankası Arşiv ve Araştırma Merkezi’nin açtığı Bankacılık ve Finans Tarihi Araştırma Yarışması’nda “En İyi Doktora Tezi” ödülünü kazandı.

Karakışla, tarih bölümüne başlayışını ve akademik kariyerini bir röportajında şöyle anlatmıştır:


“Boğaziçi’ne Kimya Mühendisliği okumak üzere geldim. Ancak dersleri almaya başladığımda sonuç felaket oldu, zira sadece iki dersten başarılı olduğumu gördüm. Bunlardan biri Teknik Resim dersiydi, diğeri ise Engin Deniz Akarlı ve Selim Deringil’den seçmeli aldığımız tarih dersiydi. Mühendis olamayacağımı anladığımda Tarih Bölümü’ne girdim. Bölümde Zafer Toprak hocayı rol model olarak aldım. Zafer Hoca etrafındaki öğrencileri iktisat tarihine yönlendiriyordu. Master’ı burada bitirip doktoraya başvurduğumda Zafer hocanın yönlendirmesiyle State University of New York / Binghamton’a Donald Quataert’in yanına gittim. İkisi tanışırlardı ve birbirlerinin çalışmalarını beğenirlerdi. Donald, bir iktisat tarihçisiydi ama emek ağırlıklı çalışırdı. Ben de Donald ile emek tarihi çalışacağım diye başladım ve sonunda onun ilgi alanlarına yöneldim. Bu da beni kadın tarihine, avam dediğimiz kesimin tarihiyle ilgilenmeye, emeğiyle yaşamak zorunda olan aşağı sınıfların tarihini çalışmaya yönlendirdi. Sonunda tarihçilerin gözünde kaybedilmiş olarak düşünülen, kadınlar, çocuklar, işçiler, hamallar, hatta diğer marjinal sayılmış insanlarla ilgilenmeye karar verdim.”

Tarih anlayışını ise yine aynı röportajda şöyle anlatmaktadır:

“Şu anda üniversitenin web sayfasında kendimi tanıtan yazıda da belirttiğim gibi, benim alanım ‘’History of Losers in the Ottoman Empire’’ (Osmanlı İmparatorluğu’nda Kaybedenlerin Tarihi). Aslında bu insanlar kaybeden değiller. Bu insanlar tarihçilerin ilgisizliği yüzünden kenarda köşede kalmış insanlar.”
(…)
“Tarihi büyük adamlar yapar diye düşünüyoruz. Brecht’in meşhur şiirini Can Yücel çevirisiyle hatırlarsak; ‘’Yavuz Sultan Selim Mısır’ı fethederken yanında bir aşçı olsun yok muydu?’’
Ben, Yavuz Sultan Selim gibi sultanların değil, aşçılarının peşine düşmeyi Mısır’ın fethedilmesinden daha kıymetli bulurum. Bu, tarihe yeni bir açılım getiren bir yaklaşımdır aynı zamanda. Devletin tarihini yaparak o toplumu tarihini anlattıklarını iddia edemiyor artık tarihçiler. Bunu artık toplumun bünyesi kabul etmiyor. Tarih, Osmanlı sultanlarının savaşları, barışları, aşkları, meşklerinden ibaret değil.”

Küçük insanların tarihini anlatmanın zorluğunu ise şöyle ifade ediyor:

“Osmanlı İmparatorluğu’nda nüfusun yüzde ikisinin okuma yazma bildiğini düşünürsek, küçük insanların tarihini yazmaya çalışmak aslında biraz delilik. Ancak, Osmanlı aynı zamanda ceberut bir devlet; her şeyi kontrol ediyor, her şeyi kaydediyor. Devletin arşivlerine girdiğinizde küçük insanları hemen bulamıyorsunuz. Küçük insanlar devletin belgelerinde ancak arıza çıktığında var oluyorlar. Örneğin, ne zamanki bir fabrikada arıza çıkar, işçiler sokağa çıkıp gösteri yapar, makineleri kırarlar; işte o zaman devletin belgelerine girmeye başlarlar. Yukarıdan üretilmiş devlet belgelerinden bakıp tabanın tarihini yapmaya çalışırken, devletin gözünden değil aşağıdaki insanın gözünden bir şeyler çıkartmaya çalışmanız lazım. Bu da samanlıkta iğne aramak misali, epeyce meşakkatli…”

yavuz-selim-karakisla
Osmanlı İmparatotluğu’nda sosyal yaşam ile ilgili makalelerini Toplumsal Tarih, Atlas Tarih, NTV Tarih, Popüler Tarih gibi akademik ve popüler tarih dergilerinde yayınladı. Geçtiğimiz sene ise Doğan Kitap’tan “Eski Zamanlar, Eski İnsanlar” ve “Eski Hayatlar, Eski Hatıralar” isimli iki kitabı yayımlandı.
Karakışla, Boğaziçi Üniversitesi dışında Bilgi Üniversitesi, Bahçeşehir Üniversitesi, Koç Üniversitesi ve ABD’de George Washington Üniversite’nde yarı zamanlı ve misafir öğretim üyesi olarak dersler verdi.
Yavuz Selim Karakışla’yı sizlere daha iyi tanıtmak için Yavuz Selim Karakışla’dan daha önce ders almış olan Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine Yavuz Hoca’yı sorduk:

“Dört senelik lisans hayatım boyunca en keyif aldığım ders Yavuz Hoca’nın seçmeli dersiydi. Kendisi her zaman tarih boyunca unutulanların tarihini anlatmayı hedefliyordu. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun.”

Ahmet Hoşgör, Ekonomi’16.

“Yavuz Hoca’dan sadece iki ders almama rağmen hayatıma yön veren şeyler öğrendim ondan. Fazlasıyla vizyonerdi ve asla tek yönlü bir insan olmama konusunu çok sık vurgulardı. Esas profesyonel iş alanımızın haricinde bir o kadar da hakim olduğumuz hobilerimizin olmasını söylerdi ve örnekler verirdi. Bu benim kulağıma küpe oldu ve profesyonel kariyerimin yanında futbol yazarlığına da yöneldim. Son altı yıldır da iki dergide yazarlık yapıyorum. Bu yönelimimi fazlasıyla Yavuz Hoca’ya borçluyum. Mekanı cennet olsun.”

Mustafa Akkaya, İşletme ’09.

“Genel Osmanlı tarih anlayışı olan saray yerine bize halkın, yalnızca Müslüman ya da erkek değil, kadınların ve gayrimüslimlerin de hayatlarını anlattı bizlere. Osmanlı’nın daha önce hiçbir tarih dersinde öğrenmediğim taraflarını öğrendim. Derslerde ve ders dışında bizlere karşı çok samimiydi. Dersleri her zaman sohbet havasında geçerdi. Akademisyen soğukluğundan ve egosundan uzak, hâlâ araştırmaya ve sorular sormaya, bazı şeyleri bizimle birlikte öğrenmeye devam eden, gerçekten hakkıyla öğreten ve bizlei de sorular sormaya teşvik eden bir hocaydı.”

İlayda Üstel, Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü

“Boğaziçi’nde ilk senem, ilk defa seçmeli ders alacağım. Henüz tarih bölümü öğrencisi bile değilim. Osmanlı’da günlük yaşam dersi ilgimi çekiyor, hocasına consent atıyorum. Gelen cevap, “Hazal 4.sınıf dersi alabilmek için önce büyüyüp abla olman lazım. Ama derse istediğinde gel, geldiğinde de mutlaka kendini hatırlat.” oluyor. TB 490’daki derse gidiyorum birkaç kez, sınıf tıklım tıklım ama hoca bana bir sandalye buluyor, en öne oturtturuyor. Dersi dinlerken sanırım üniversiteden istediğim buydu dediğimi hatırlıyorum.”


Hazal Özdemir, Tarih Bölümü

Kaynaklar: http://haberler.boun.edu.tr/ , http://www.kalid.org.tr/
Yavuz Selim Karakışla’nın röportajının tamamı için: http://haberler.boun.edu.tr/tr/haber/sultanlarin-degil-ascilarin-liderlerin-degil-kucuk-insanlarin-tarihi

Yorum Yapın

avcılar escort nisantasi escort

escort bodrum